Bipolar Bozukluk Riskini Arttıran Etkenler

Bipolar bozukluğu veya bilinen diğer adıyla manik depresif bozukluğu “maniden depresyona kadar uzanan kişinin duygudurumunda aşırı değişimler” olarak tanımlıyoruz. Mani, kişinin çok hareketli, durmadan konuşan, fazla enerjik ve öforik hissettiği bir ruh haliyken diğer bir uç olan depresyon ise kişinin çökkün, yorgun, ümitsiz ve keyifsiz hissettiği bir ruh halidir. Bipolar bozukluğu olan kişiler, bu iki uç arasında gider gelirler. Peki, kimler bipolar bozukluk geliştirmek için daha çok risk grubunda yer alıyor?

Genetik Geçiş

Diğer duygudurum bozukluklarında olduğu gibi bipolar bozuklukta da genetik mirasın etkisi birçok araştırmada incelenmiştir. Yapılan aile çalışmalarında birinci dereceden akrabalar arasında bipolar bozukluk görülmesi durumunda, bu kişilerin çocukları ve yakınları arasında da bipolar bozukluk görülme sıklığı, toplumun ortalamasından %8 daha fazla bulunmuştur. Unipolar depresyon dediğimiz tek uçlu duygudurum bozukluğuna sahip kişilerin birinci dereceden akrabaları arasında Unipolar bozukluğun toplumun genelinden %15-23 civarı daha fazla görüldüğü belirtilmiştir. Tek yumurta ikizlerinde yapılan başka bir çalışmada ise bipolar bozukluğun görülme sıklığı %35 olarak tespit edilmiştir. Toplumda genel görülme sıklığının %3 olduğunu düşünürsek, sadece tek yumurta ikizlerinde yapılan çalışma bile genetik mirasın hastalığın gelişmesinde çok önemli bir risk faktörü oluşturduğunu gözler önüne sermektedir.

Cinsiyet

Unipolar depresyon diye adlandırdığımız tek uçlu majör depresyon vakalarının kadınlarda erkeklere göre ortalama iki kat daha fazla görüldüğünü biliyoruz. Bu farklılığın oluşmasında kadınların yaşamları boyunca karşılaştıkları hormonal bazı değişimlerin daha fazla ve ani şekilde gerçekleşmesinin etkili olduğunu düşünülmektedir. Bu değişimlerin adet dönemleri, gebelikte yaşanan değişiklikler, doğum sonrası dönemdeki ani değişimler ve menopoz olduğu söylenebilir. Buna ek olarak, kadınların stresli olaylara daha duyarlı oluşları ve işlevsiz başa çıkma yöntemlerini kullanmaları kadınların Unipolar depresyon geliştirme risklerinin daha fazla olmasını açıklayabilecektir. Unipolar depresyona karşıt olarak, bipolar bozuklukta ise kadın ve erkeklerde görülme sıklığı hemen hemen aynıdır. Erkeklerde ise Unipolar mani dediğimiz depresyonun birlikte görülmediği mani, kadınlara göre çok daha fazla sıklıkta görülmektedir. Özetle, unipolar mani ve unipolar depresyon vakalarında cinsiyet farklılıkları risk faktörü iken bipolar bozuklukta ise risk faktörü olarak görülmemiştir.

Yaş

Bipolar bozukluğun genel anlamda başlangıcı 17- 25 yaş arasında görülmektedir. Kadınlarda ortalama yaş 24.8 yıl iken erkeklerde ise 24.4 yıl olarak bildirilmiştir. Bazı sosyal stresörlerin yaşlılara göre gençlerde daha etkili olması sebebiyle depresyon daha erken yaşlarda görülebilir. Toplumdan dışlanma, kişiler arası ilişkilerin bozulması ve fiziksel bazı rahatsızlıklara bağlı depresyon gelişimi ise daha çok ileri yaşlarda görülmektedir. Kişinin biyolojik yakınlarında bipolar bozukluk görülmesi durumunda ise kişide bozukluğun görülme yaşı belirgin şekilde düşmektedir.

Sosyal İlişkiler

Bipolar bozukluk vakalarında sosyal ilişkilerdeki dalgalanmalar bir tetikleyici faktör olduğu gibi yine sosyal ilişkiler bir yandan da bipolar bozukluk geliştirmek için bir risk faktörüdür. Örneğin; bekar ve dullarda depresyonun daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Depresyon özellikle bekar ve dul erkeklerde daha fazla görülürken, bekar kadınlarda ise evli kadınlara göre depresyonun daha az gözlemlendiği bilinmektedir. Cinsiyetlere göre depresyon ataklarının seyri ve şiddetini incelediğimizde ise, yaşlı dul erkeklerin intihar açısından diğer gruplara göre çok daha fazla risk taşıdığını söylemek isteriz. Partnerlerin ayrı yerlerde ikamet ettiği veya partnerlerden birinin hayatını kaybettiği parçalanmış ailelerde ise depresyonun kronik şekilde süregeldiğini gözlemlemekteyiz.

Mevsimler

Depresyonun mevsimlerle ilişkisini incelediğimizde, güneş ışınlarına daha az maruz kaldığımız aylarda depresyonun da daha fazla gözlemlendiğini ve bu depresyon türüne de mevsimsel depresyon dendiğini belirtmeliyiz. Sonbaharda güneş ışığından yeteri kadar faydalanılamaması neticesinde; insan beyninde bazı merkezlerin uyarılamadığı görülmüştür. Bu sebeple, beyindeki serotonin üretimi oldukça azalır ve sonucunda da melotonin artışı ile seyreden depresyon vakaları yaşanmaktadır. Bu nedenle depresyon tanısı alan kişilerin mümkün olduğunca güneş ışığı ile temas etmeleri önerilmektedir.

Çevre Faktörü

Bipolar bozuklukta çevresel faktörler de önemli belirleyicilerdendir. Kişinin büyüdüğü ve yetiştiği çevre, kişinin arkadaşlarıyla yakın ilişkileri, ailesinden gördüğü sevgi ve şefkat, sahip olduğu sosyal desteği, maddi durumu, ailede alkol veya madde bağımlısı bir akrabanın varlığı ve fizyolojik ve ruhsal bazı rahatsızlıkların varlığı kişinin bipolar geliştirme riskini arttıran önemli çevresel faktörlerdendir.

Yukarda bahsettiğimiz risk faktörlerinin varlığı kesin olarak kişiye bipolar bozukluk tanısı koyulması gerektiğini göstermez. Bildirilen bazı risk faktörlerinin varlığı halen yeni yapılan araştırmalar ile tartışma konusudur. Bu noktada kesin olarak söylenebilecek şey, yukarda bahsettiğimiz risk faktörlerinin toplamının kişinin bipolar bozukluk tanısı alması riskini arttırdığı üzerinedir.

Bu yazı 09 Mayıs 2020 tarihinde güncellenmiştir.

WhatsApp chat