Günümüzde her üç kişiden birinin yaşamı boyunca en az bir defa cinsel sorun yaşadığı bilinmektedir. Evli çiftlerle yapılan bir araştırmada ise yaklaşık yarısı cinsel birlikteliklerinde sorunlar yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Her ne kadar yıllar içerisinde cinsel sorunları sebebiyle uzmana başvuranların sayısı giderek artış gösterse de cinsel sorunlar hala toplumların ciddi bir bölümü için kapalı kutudur. Kapalı kutu açılmadıkça da sorunlar giderek büyüyecektir. Cinsel sorunların ortaya çıkmasına ve yardım alınmadıkça giderek artmasına sebep olan bazı durumları sizlerle paylaşmak istedik. İşte cinsel sorunlara yol açan etkenler…

Cinselliğe ait yanlış inanışlar

İnsanlar eski çağlardan beri cinsellikle ilgili düşüncelerini bir sonraki nesillere aktarmışlardır. Böylece cinsellikle ilgili bilgiler nesillerden nesillere aktarılmış olur. Burada dikkat etmemiz gereken şey ise cinsellikle ilgili bilginin yeni nesillere aktarılırken yanlış inanışların da aktarılmasıdır. Cinsellikle ilgili inanışların ciddi bir çoğunluğu abartılmış, objektif olmayan ve yanlış bilgilerdir. Bu inanışların büyük çoğunluğu kadını ve erkeği oldukça olumsuz etkiler. Bu bilgiler ışığında kadınlar bir seks objesi, zevk almaktan çok zevk vermeye yönelik ürünler gibi gösterilir. Erkekler de performansından asla ödün vermeyecek kadar güçlü, yatakta kusursuz ve her an seks düşünecek kadar azgın kimseler olarak görülür. İki farklı bakış açısı da kadını ve erkeği olumsuz etkilemektedir.

Kadın ve Erkeğin Bakış Açısı

Kadın, cinselliği zevk alınmayacak, erkeğin aşkının devamını sağlayacak veya kadınlığını ispat edecek bir araç olarak görmeye başlar. Erkek ise erekte olmakta veya ereksiyonu devam ettirmekte güçlük çekerse iktidarı kaybedeceğine inanıp performans kaygısı yaşayacaktır. Örneğin; yetişkin türünde filmlerde kadınların seksten zevk almasının en büyük şartı çıkardığı sesler veya boşalma miktarı olarak görülür. Benzer şekilde erkeklerin ise en büyük özellikleri ereksiyon süresinin uzunluğu ve penis boyudur. Dünyanın farklı ülkelerinde penis boyu ortalamalarına ve boşalma sürelerine de baktığımızda yetişkin türünde dünyada bilinen yanlış inanışları rahatlıkla anlayabiliriz.

Geleneksel Kadın Rolü

Türk toplumunda başta olmak üzere doğu toplumlarında kız çocukları yetiştirilirken cinsellik hep arka planlara atılır.Genç kızların cinselliğe olan ilgisi ve katılımı önce görmezden gelinir ve yakıştırılmaz, ardından da engellenir. Genç erkeklerin mastürbasyon yapmaları ailede desteklenmese bile karşı da çıkılmazken genç kızların mastürbasyon yapmaları ise aileleri tarafından ayıp, utanç verici ve garip olarak yorumlanır. Birçok bilimsel çalışma kadınların ciddi bir kısmının ön sevişme esnasında katılım göstermedikleri ve cinsel birliktelik esnasında ise çoğu zaman hareketsiz kaldıklarını belirtir. Bu durum birçok erkek tarafından kadınların yaradılışının cinselliğe erkekler kadar yatkın olmadığı şeklinde yorumlanır ancak cinsiyetler arasında böyle bir farklılık doğru değildir. Bu sorun, genç kızların toplumdaki geleneksel kadın rolüne göre yetiştirilmelerinin bir sonucudur.

Kadınlardan Beklenen…

Kadınlardan beklenen şey, eşlerine cevap vermeleri ancak kendi isteklerini sunmamalıdır. Kadının birçok toplumdaki cinsel anlamda rolü, erkeğe zevk vermek ve görevini yerine getirmektir. Kadın cinsellik yaşanırken erkeğe kendisine zevk verecek davranışları söyleyemez. Cinsel olarak uyarılmasa dahi erkek cinsel birlikteliği sonlandırana kadar kadın da cinselliği devam ettirecektir. Bu yanlış öğretilerin kaynağı kadının toplum içerisindeki geleneksel rolüdür ve bu rol ne yazık ki nesillerden nesillere iletilmektedir. Geleneksel kadın rolü, cinsellikle ilgili düşünceleri olmayan, cinselliğe yönelik konuşmalar yapmayan, cinsel isteklerini partnerine aktarmayan, partneriyle evlilik dışında cinsellik yaşamayan ve cinsel yönden partnerini tatmin etmeyi birincil amaç kabul eden kadınları “iyi kız” olarak görürken cinsellikle alakalı görüşlerini beyan eden, cinsel yönden kendi bireyselliğini savunan, cinsel arzularını çekinmeden ortaya koyan ve cinsel yönden partnerini tatmin etmenin yanı sıra kendisini de tatmin etmeyi düşünen kadınları ise “kötü kız” görmektedir.

Çekingen ve Bağımlı Kişilik

Cinsellikte çekingenlik kişinin cinsel sorunlar yaşamasına sebep olacaktır. Kişinin haz alma mekanizmasını olumsuz yönde etkileyerek kişiyi endişeli hale getirir ve böylece davranışları kısıtlanmış olur. Cinsel arzularını ifade etmek ister, partnerine dokunmak ve onu okşamak ister ancak içindeki kontrol mekanizması onu engeller ve durdurur. Cinsellikte kişinin kendini rahat hissedememesi, gevşeyememesi, eşiyle yatakta çıplak olmaktan çekinmesi, kendi cinsel organına veya eşinin cinsel organına bakamaması ve dokunamaması ne yazık ki çok karşılaştığımız bir durumdur. Çekingen kişiler aslında dışardan görüldüğü gibi cinsellikten kaçınan veya cinsel soğukluk yaşayan kişiler değildir ancak cinsellikle ilgili duygu ve düşüncelerini olması gerektiği gibi ifade edemeyen kişilerdir.

Partnerlerin Korkuları…

Genel korkuları cinsel arzularını ifade ettiklerinde partnerlerinden gelecek tepki ile alakalıdır. Örneğin; kendisine oral seks yapılmasını isteyen bir kadın bu arzusunu partnerine açıklayamaz. Sebebi ise partneri tarafından reddedilme korkusudur. Bu reddedilmenin kaynağını da vajinasının kötü kokması, kadına yapılan oral seksin ayıp karşılanması vb. olumsuz düşünceler oluşturur. Ancak daha önce bu gerekçelerle herhangi bir partneri tarafından reddedilme tecrübesi bile yaşamamıştır. Bu noktada partnerlerin cinsel terapi alması çifti mutlu bir cinsel yaşama kavuşturacaktır. Çiftin bu şekilde cinselliğe devam etmesi durumunda ise sadece çekingen partner değil iki partner de cinsel tatmini tam manasıyla yaşayamayacaktır.

Yatakta Kontrolü Bırakırsa…

Kadın, yatakta tüm kontrolü ve cinselliği başlatma yetkisini erkeğe bırakırsa bir süre sonra erkek tarafından cinsel soğuklukla suçlanacaktır.Ancak cinsiyet farkı olmaksızın kadınlar da erkekler de seks esnasında aktif partnerleri severler. Bu durumu domino taşlarına benzetebiliriz. Kadın zevk alamazsa erkek de kadını cinsel yönden tatmin edemediğini düşünüp zevk alamaz ve zamanla iki taraf için de cinsellik karşılıklı haz alınacak bir aktivite olmaktan çıkıp yapılması gereken bir görev haline gelir. Birçok aldatma ve boşanma durumlarında anlattığımız şekilde ilerleyen cinsel yaşama sahip çiftler görmekteyiz.

Çiftin Destek Alması Gerekir…

Bazı durumlarda ise kadının cinsellikle alakalı çekingen düşüncelerinin terapi desteğiyle çözümlenmesi yalnız başına işe yaramamaktadır. Örneğin; bazı erkekler, partnerinin kendisine seks esnasında cevap vermesinin, cinsel arzularını ifade etmesinin, aktif katılım göstermesinin ve cinselliği kadının başlatmasının uygun olmadığını düşünüp bu durumdan oldukça rahatsız olurlar. Bu noktada sadece kadının çekingenlik konusunda destek alması sorunu çözmeyecektir. Erkeğin de bu düşüncelerle alakalı destek alması gerekecektir. Ülkemizde erkek ve kız çocuklarının cinselliği öğrendiği ilk zamanlardan beri yetiştirilme tarzları ve cinsel eğitimin eksikliği sebebiyle bu düşünce kalıplarına sahip erkek sayısı azımsanmayacak kadar fazladır. Cinsel arzularını ifade eden ve cinselliği kendisi başlatan kadının erkek tarafından sevgili ya da eş olarak değil de yalnızca tek gecelik bir ilişkide arzulanır olması da kadının çekingenliğine sebep olacaktır. Bu noktada terapistin iki tarafla da görüşme gerçekleştirmesi gerekir.