Covid-19 mu Yoksa Yol Açtığı Kaygı mı Daha Tehlikeli?

COVID-19 olarak bilinen Yeni Koronavirüs, dünya üzerinde ilk olarak Çin’in Wuhan Eyaleti’nde Aralık ayı sonlarında ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi belirtilerle ortaya çıkan bir virüstür. Yeni Koronavirüs salgını, ilk olarak Wuhan bölgesindeki deniz ürünleri ve hayvanların bulunduğu açık hayvan pazarında çalışan kişilerde görülmüştür. Daha sonra ise insanlardan birbirine temas ve solunum yolu ile bulaşarak Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine ve sonucunda da Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere tüm ülkelere yayılmıştır.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de ilk vaka virüsün ortaya çıkmasından 90 gün sonra Avrupa temaslı bir hastada görülmüştür. Bu yazının yazıldığı an itibariyle ise 100,000 vaka tespit edilmiş ve ne yazık ki 2,800 kişi hayatını bu virüs sebebiyle hayatını kaybetmiştir. Virüsün hızlı yayılma ve çabuk bulaşması sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti’nde de diğer ülkeler gibi bazı tedbirler alınmıştır.

17 Mart tarihinde başlamak üzere, tiyatro, sinema, lokanta, kahvehane, internet kafe ve kapalı çocuk oyun alanlarının faaliyetleri durdurulmuş, okullarda ve üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmiş ve 21 Mart’ta 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olanlar için sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Her ne kadar ölüm oranı 50 yaş altı kişilerde az da olsa bulaştırıcılık riski açısından tüm yaştan vatandaşlar için evlerinde kalmaları çağrılarında bulunuldu. Dünyanın tüm ülkelerinde benzer tedbirler alındı.

Covid-19 ölüm oranı ülkelere göre değişim gösterse de dünya ortalaması %2-3 civarındadır ve bu virüs sebebiyle 203 binden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. Kısaca dünya genelinde başlıca ölüm istatistiklerini incelediğimizde, 01.01.2020 itibariyle HIV sebebiyle 419 bin kişinin hayatını kaybettiğini görüyoruz. Kanserden ölüm sayısı 2 milyonu, sigaradan kaynaklanan ölüm sayısı ise 1,2 milyonu geçmiştir. Türk toplumunun neredeyse yarısının rahatlıkla içtiği sigaradan kaynaklanan ölümlerin sayısı, Covid-19 sebebiyle ölümlerin 6 katı civarındadır.

Peki Neden Kaygı Duyuyoruz?

Peki o zaman belki siz dahil çevrenizdeki insanların bu virüs hakkındaki endişesinin sırrı nedir? Bu soruya verebileceğimiz net bir cevap var: Belirsizlik. Kişilerin kaygı seviyelerinin artışına neden olan etkenlerden biri de belirsizlik duygusudur. Yukarda saydığımız hastalıkların hepsinin bir tedavisi mevcut durumda. Örneğin; bugün çok ciddi sayıda insanın ölümüne sebep olan AIDS hastalığının bir tedavisi vardır.

Günümüz şartlarında günde sadece 1 ilaç kullanarak kişinin bağışıklık sisteminin güçlü tutulması prensibi ile HIV pozitif kişiler, HIV ile enfekte olmamış kişiler kadar uzun yaşayabiliyorlar. Benzer şekilde, sigara içen kişilerin kullanımı bırakması ile beraber dünyanın en çok ölüm oranına sahip kanser türü olan akciğer kanseri engellenebiliyor. Keza, KOAH olarak bilinen Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’nda sigaranın bırakılması ile beraber hastalığını ilerlemesi durdurulmuş oluyor.

Yukarda görüldüğü gibi bu hastalıkların hepsinin bir tedavi yöntemi olması ve yıllardır tıbbi literatürde yer edinmesi sebebiyle insanların algısında Covid-19 kadar tehlikeli ve kaygı uyandırıcı olmadığı düşünülmektedir. Örneğin; akciğer kanseri tanısı koyulan kişilerde ölüm oranı Covid-19’a göre çok daha yüksek olmasına rağmen insanlar hiçbir dönemde Covid-19 kadar kaygı duymamışlardır çünkü bu kanser türü ile yıllardır karşılaşılmakta ve hastalığın seyri bilinmektedir.

Kişinin hangi evrede olduğuna bağlı olarak yaşam süresinin ne kadar olacağı, tedavi olup kanseri yenebilme ihtimalinin ne olduğu ve kişinin kanseri ne kadar sürede atlatacağı bilinmektedir. Ancak Covid-19’un yeni tip bir koronavirüs olması sebebiyle sadece sıradan vatandaşlarda değil enfeksiyon alanında uzmanlaşmış hekimlerde dahi salgının ne kadar sürede sonlanacağını bilememelerinden kaynaklanan bir belirsizlik duygusu hakimdir.

Yukarda bahsettiğimiz belirsizlik, hepimizi kaygılandıran durumların başında gelmektedir. Hepimiz benzer etkenler vasıtasıyla kaygılansak da bu kaygının yoğunluğu ve göstereceğimiz tepkileri geçmişteki yaşanmışlıklarımız, inançlarımız ve davranışlarımız belirler. Bu sebeple, hangi etkenlerin beyninizde kaygıyı tetiklediğini ve bunlarla baş etmekte zorluk yaşadığınızın farkına varmak çok önemlidir.

Kaygının Belirtileri Nelerdir?

Kişinin kaygı seviyelerinin yükseldiğini gösteren bazı belirtiler vardır. Covid-19 salgınında da aşırı kaygı yaşayan çevremizdeki insanlarda da bu belirtileri görebiliyoruz. Örneğin; duygusal kaygı göstergelerinden biri korku hissidir. Bu salgında özellikle kaygı seviyesi yükselen bireylerde enfekte olmakla alakalı çok ciddi bir korku hissi yaşandığını görmekteyiz. Covid-19 virüsü ile enfekte olma korkusu, vatandaşlarda mevsimsel influenza gribine göre çok daha fazla kaygı hissi yaratıyor ancak mevsimsel influenza gribinin bir yıl içinde daha çok insanın ölümüne sebebiyet verdiğini görmekteyiz.

Felaketleştir(me)

Kaygı sorunun en önemli göstergelerinden biri de felaketleştirmedir. Bir bilişsel çarpıtma şekli olan felaketleştirmede kişi olumsuzu gereğinden fazla gözünde büyütürken, aynı şeyin hakkındaki olumlu düşünceyi ise pek göz önüne almamaktadır. Yukarda da belirttiğimiz gibi Covid-19 virüsü ile enfekte olan her 100 kişiden 97’si hastalığı atlatabilmekte ve sağlığına kavuşabilmektedir. Ayrıca virüsle enfekte olan her 100 kişiden 80’i hastalığı ayakta ve herhangi bir bulgu görülmeden atlatmaktadır. Geri kalan 20 kişinin ise hastanede yatış gerektirecek şekilde tedavi görmesi gerekiyor. Bu 20 kişiden 5’inin yoğun bakıma ve solunum desteğine ihtiyacı varken bu virüsten ölenler ise 100 kişiden 2 veya 3’ü olmaktadır. Kişi bu içinde bulunduğu durumu felaketleştirme yoluna giderek mevcut durumu daha da korkunç hale getiriyor. Örneğin; kaygı seviyesi yükselen kişi, bu hastalıktan kurtulma oranı %98 olmasına rağmen daha çok %2’lik kısım olan ölüm ihtimaline odaklanıyor.

Kaygı ile Nasıl Mücadele Ederiz?

Peki bu noktada biraz da Covid-19 kaygısı ile mücadelede neler yapılabileceği üzerine konuşalım. Öncelikle bu salgın döneminde doğal olarak haber kanallarını ve tartışma programlarını takip etmemenin mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Ancak kişilerin gün aşırı şekilde Covid-19 belirtileri, tedavisi ve virüsten korunma yolları üzerine programlar izlemesi ve bunların hakkında düşünce yoğunlaşmaları yaşamaları kaygı şiddetini daha da yükseltecektir. Özellikle sosyal medyadaki manipülatif ve yanlış bilgilendirmeye dayalı yayınlar da kişinin felaketleştirme senaryolarını şiddetlendirmektedir. Bu sebeple, kişinin yapması gereken, gün aşırı Covid-19 temalı yayınlar yerine daha az sıklıkta ve güvenilir bir kaynaktan gündemi takip etmektir.

Ayrıca sıradan vatandaşın bu konuda tıbbi makaleler okuması, yabancı yayınları takip etmeye başlaması ve tedavinin detaylarına odaklanması da kaygıyı arttıracaktır. Önemli olan şey, gerekli ve temiz bilgiyi almaktır. Gerekli bilgi, bu salgından korunmak için kişinin alması gereken hijyen ve sosyal mesafe kurallarının öğrenilmesidir. Temiz bilgi ise kaynağın güvenilir olduğu ve kişinin felaketleştirme senaryolarını beslemeyecek bilgidir. Son olarak, eğer kişi yaşadığı kaygı ile baş edemiyorsa bu sürecin sona ermesini beklemeden ancak evden de ayrılmadan online görüşme aracılığıyla bir ruh sağlığı uzmanından destek almalıdır.

Bu yazı 27 Nisan 2020 tarihinde güncellenmiştir.

WhatsApp chat