Şiddet öğrenilen bir davranış mıdır yoksa doğuştan gelen bir dürtü müdür? Bu sorunun cevabı ruh sağlığı camiasında bir süre konuşulmuş ve iki tarafı da destekleyenler çıkmıştır. Şiddet olgusunun birçok nedeni vardır şüphesiz. Şiddet, son yıllarda ülkemizin belki de en önemli sorunu haline gelmiş durumda. Şiddetin tarihi ise insanlık tarihiyle aynıdır. Tek fark ise sosyal medyanın etkinliğini arttırmasıyla beraber bizim insanlık tarihiyle yaşıt olan bu davranışı fark etmemiz oldu. Şiddete ister mağdur isterse uygulayıcı olarak maruz kalan kişilerin yaşantılarında önemli sorunlar ortaya çıkar. Ancak uygulayıcılar açısından durum biraz daha farklıdır. Çoğunlukla onların zaten geçmiş yaşantılarında şiddete maruz kalma öyküleri mevcuttur. Bu yönden bakıldığında şiddet kesinlikle öğrenilmiş bir davranıştır. Şiddet ile ilgili birçok araştırma ve deney mevcuttur. Ancak şiddet olgusunun nasıl öğrenildiğini en iyi anlatan çalışma kuşkusuz Albert Bandura isimli psikoloğun 1961 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirdiği Hacıyatmaz deneyidir.

Albert Bandura ve Hacıyatmaz Deneyi

1961 yılında Bandura ve ekibi tarafından gerçekleştirilen bu deney, 3 ila 6 yaş aralığında 36 kız ve 36 erkek çocuktan oluşan bir grup ile gerçekleştirilmiştir. Bandura deneyde görev alacak çocukları iki gruba ayırmıştır. Birinci gruptaki çocuklara resim işleri verilir ve çocuklar resimleriyle ilgilenirken bir yetişkin çocukların bulunduğu odaya girer ve Bobo ismindeki şişme bebeğe vurmaya başlar. Yetişkin elindeki çekiçle Bobo’ya vurur, onu tekmeler ve yerden yere atar. Aynı zamanda 10 dakika boyunca şiddet eylemlerini gerçekleştirirken bir yandan da tekmele ve vur emirleri vererek bağırmaktadır. 10 dakika süre sonunda yetişkin odadan çıkar. İkinci grup çocuğun bulunduğu odaya giren yetişkin ise Bobo’ya hiçbir şekilde şiddet uygulamaz ve hatta ona çok nazik davranır.

İki Grup Arasında Bir Fark Oluştu Mu?

Sonrasında ise çocuklar teker teker Bobo’nun olduğu odaya alınır. Şiddete tanık olan gruptaki çocuklar Bobo’nun bulunduğu odaya girer girmez Bobo’ya gerek çekiç gibi malzemeler gerekse kendi güçleriyle vurmaya başlarlar. Hatta bazı çocuklar odada bulunan oyuncak silahla Bobo’ya zarar verme eğilimini seçerler. Halbuki Bobo’ya şiddet uygulayan yetişkin hiç silah kullanmamıştır. İkinci grupta yer alan ve yetişkinin Bobo’ya nazik davranışlarına tanık olan çocuklar ise Bobo’ya şiddet uygulama yolunu seçmezler. Bobo deneyi bize şunu gösterir: Çocuklar çok hızlı ve kolay öğrenen varlıklardır. Biz ise çocuklarımızı yetiştirirken henüz onların daha yaşlarının küçük olduğunu düşünerek şiddete şahit olmalarını umursamıyoruz. Halbuki Hacıyatmaz deneyinin de gösterdiği gibi 3 ila 6 yaş arasındaki çocuklar birçok olumlu şeyi öğrenebileceği gibi şiddet gibi olumsuz davranışları da edinebiliyorlar.

Babam Yapıyorsa Doğrudur Çünkü O Benim Babam

Eşlerine fiziksel veya psikolojik şiddet uygulayan insanlara dikkat edin. Geçmişlerinde mutlaka bir şiddet olgusuna rastlarsınız. Eşine veya çocuklarına şiddet uygulayan bir erkeğin çocukluğunda genellikle aile içi şiddete tanık olduğunu görmekteyiz. Babasının annesine şiddet uyguladığını gözlemleyen bir çocuk şiddet olgusunu zaman içerisinde içselleştirir. Bunu bir iletişim yöntemi olarak öğrenir. Onun için şiddet konuşmak, gülmek veya nefes almak gibi sıradan ve korkutucu olmayan bir eylem haline gelebilir. Çocukların öğrenme ve taklit etme dönemlerinde ebeveynleri oldukça önemli yer tutar. Bir çocuk ebeveyninin ne gibi bir ruhsal sorunu neticesinde şiddet uyguladığını sorgulamadan onun şiddet davranışını kopyalar. Neticede rol modelinin yaptığı şeyin doğru olduğunu düşünmektedir.

Annem De Şiddet Görmüştü

Benzer şekilde, evli bir kadın da eşinden şiddet gördüğü halde kimseye bunu anlatamamaktadır çünkü onun da annesi geçmişte şiddet görmüştür. Henüz küçük bir kız çocuğuyken babasının annesine uyguladığı şiddet sahnelerine tanıklık etmiştir. Annesinin yaşadıklarını değerlendirmiş ve kendisi de onu rol model alan biri olarak mağdur rolünü edinmiştir. Annesi ses çıkarmamışsa kendisi de çıkarmamalıdır. Bu tam bir kısır döngüdür ve değişmesi ancak toplumun göstereceği genel değişimle gerçekleşecektir. Anneanne şiddet görmüştür, anneyi doğurur ve anne şiddete tanık olur. Bu kez onun şiddet gördüğüne torun şahit olur. Yıllar sonra evlendiğinde torun da şiddeti kabul edebilecek bir ruhsal altyapıya sahip olabilir. Gördüğünüz gibi nesillerden nesillere şiddet öğrenilerek aktarılmıştır ve aktarılmaktadır.

Şiddetin Çocukları: Yılmaz ile Ayça

Yılmaz ülkemizde bulunan sayısız erkekten biridir. Çocukluğunda hatırladığı anıları sorulduğunda en net hatırladıkları babasının annesine uyguladığı şiddet sahneleridir. Her gün şiddet uygulayan babası aynı zamanda her gün alkol almakta ve alkol aldıkça hep daha fazla şiddet uygulamıştır. Yılmaz’ın zihninden o sahneler silinmemekte ve hala annesinin çığlıklarını duymaktadır. Yılmaz Ayça ile birkaç yıl önce evlenmiştir ancak evliliğin ilk günlerinden beri Ayça’ya karşı hem fiziksel hem ruhsal şiddet uygulamaktadır. Özellikle Ayça’ya şiddet uyguladığı zamanlar Yılmaz’ın alkol alıp eve geldiği zamanlardır. Yılmaz da aynı babası gibi eşine şiddet uygulayan biri olmasına ek olarak alkol bağımlılığı gibi bir ek sorunu vardır. Alkol aldıkça annesinin şiddet görürken attığı çığlıkların tekrar tekrar kulağına gelmesini engellemeye çalışır. Bunun için daha çok alkol alır, alkol aldıkça Ayça ile ilişkileri bozulur.

Ayça Niye Susuyor?

Alkol kullanımı artan Yılmaz Ayça’ya daha sık ve yoğun şiddet uygular. Yılmaz her akşam alkollü eve gelip çocuklarının gözü önünde Ayça’yı dövmektedir. Babasından nefret ettiği halde babasının geçmişte yaptığını şimdi o yapmaktadır. Yılmaz şiddet uygulamayı babasından bir davranış modeli olarak öğrenmiştir. Ancak Ayça niye susmaktadır? Bir insan şiddete maruz kalmaktan mutlu olabilir mi ki? Ayça yaşadığı hayattan doğal olarak memnun değildir ancak Ayça da annesinden sessiz kalmayı ve şiddete karşı tepki göstermemeyi öğrenmiştir.

Annesinin yaşadığı ve Ayça’nın da öğrendiği çaresizlik hissi artık Ayça’yı esir almıştır. Ayça herhangi bir tepki gösterdiğinde Yılmaz’dan daha fazla şiddet göreceğini düşünür. Bir başka deyişle, Ayça korkmaktadır, susmaktadır ve bu davranışları da annesinden öğrenmiştir. Annesi de yıllar önce babasından şiddet görmüş ve çözüm olarak susmayı tercih etmiştir. Yılmaz da Ayça da ebeveynlerinin adeta birer kurbanı olmuşlardır. Toplumsal tepkiler genellikle Ayça’ya üzülmek üzerine olsa da Yılmaz da bir kurbandır. Yılmaz’ın da en az Ayça kadar psikolojik destek alması ve şiddet sürecinin sonlanması gerekmektedir.

Şiddet Öğreniliyorsa Çözüm Nedir?

Şiddet olgusuna toplumsal çözüm için yapılması gereken empati duygusunun geliştirilmesidir. Valencia Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada beyinde empatiden sorumlu bölgeler incelenmiştir. Bu araştırma neticesinde empati dediğimiz kişinin kendisini bir başkasının yerine koyabilme yetisinin beyinde sorumlu olduğu bölgelerin şiddetle ilgili bölgelerle aynı olduğu görülmüştür. Şiddet ve empatiden sorumlu bölgelerin yapılarının birbirleriyle oldukça fazla benzerlik gösterdiği artık bilinmektedir. Empati becerisi kazandırmanın şiddet olgularını azaltabileceği böylece hem ruhsal hem de fiziksel olarak ispatlanmış olmaktadır. Sonuç olarak, empati becerisi yüksek kişilerin beyinlerinde şiddet sergileme davranışının da daha az olacağı görülmüştür. Ülkemizde şiddet vakalarının azalması için de empati becerilerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Empati duygusu gelişen bireyler karşısındaki bireye karşı sergileyeceği davranışları daha sağlıklı bir şekilde değerlendirecek ve şiddet uygulamaktan kaçınacaktır. Bu nedenle özellikle ilkokuldan itibaren eğitim sistemimizde empati becerileri geliştirmeye yönelik müfredat güçlendirilmelidir. Bu becerinin gelişimi yalnızca aileye bırakılmamalıdır. Bunun sebebi ise nesillerden nesillere aktarılan miras sebebiyle şiddete eğilimli bireylerin de birer ebeveyn olması riskidir.

Biliyoruz ki hayat çok yoğun ve zor, her birimiz bir koşturmaca içersindeyiz. Zamanımız sınırlı olsa da, sadece çocuğa ayırdığımız bir zaman yaratmak, onun değerli hissetmesini sağlayacak ve ona verdiğimiz önemi hissettirecektir. Parka gitmek, beraber yemeğe gitmek, bazen onun kurallarıyla onun yönettiği bir oyunu oynamak gibi küçük şeyler bile çocuğun özgüveni açısından oldukça faydalı olacaktır.

Çocuğunuz okula başlayacak ya da devam mı edecek? Muhtemelen Korona virüs (covid-19) pandemi döneminde okulların durumu ne olacak? diye merak ediyorsunuzdur. Ya da çocuğum okula uyum sağlayabilecek mi acaba? diye kendinizi yiyip bitiriyor bile olabilirsiniz. Hiç meraklanmayın bu zamana kadar nasıl öğrenciler adapte olduysalar, büyük ihtimalle sizin çocuğunuzda az biraz zorlukla okula adapte olacaktır. Pandemi döneminde alınan önlemler ve alacağınız önlemlerden dolayı içiniz yine rahat olabilir fakat bunları birer takıntı haline getirdiyseniz, o zaman yapmanız gereken tek şey psikolojik bir destek almak olacaktır. Şu yazımızdan mentaliumist.com/cocugun-okula-uyumu/ çocuğunuzun okula uyum sağlayıp sağlayamayacağını ya da bu konuda neler yapıp yapmama konusunda bilgi edinebilirsiniz.

Diğer tüm psikolojik sorunlarınız ya da merak ettikleriniz için sizi mentaliumist.com/blog adresindeki yazılarımızı okumaya davet ediyoruz.

Yahut aklınıza bir şey takılırsa veya bizden profesyonel destek almak istiyorsanız da mentaliumist.com/iletisim adresinden randevu alabilir ve süreci başlatabilirsiniz. Sağlıklı günler diliyoruz.