Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidi, ağır yaralanma, kişinin beden bütünlüğünü tehlikeye atan bir olayla karşılaşması veya böyle bir olaya şahit olma gibi ağır travmatik durumların akabinde meydana gelen bir tablo olarak ifade edilebilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun belirtileri üç aydan daha kısa süreli olursa “akut”, daha uzun süreli olursa da “kronik” TSSB olarak adlandırılır.

Kişinin hayatında travmaya sebebiyet verebilecek olan olaydan sonra 6 ay ve üzeri bir sürede bu belirtiler ortaya çıktıysa, o zaman bu tür de “gecikmeli başlangıçlı” ismini alır. Travmanın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanın var olduğu andan itibaren savaşlar, kıtlıklar, şiddet ve ölüm var olmuştur. Bu da travmayı kaçınılmaz kılmaktadır.

Sanıldığının aksine sadece kişiler travma yaşamazlar. Toplumlar da aynı kişiler gibi travma yaşar ve toplumsal travmalar aynı zamanda toplumun bir parçası olan kişileri derinden etkileyebilir. Bu yazımızda kişisel travmalara sebep olan etkenleri inceleyeceğiz.

Taciz ve Tecavüz

Travma kaynağı olarak en sık karşılaştığımız ve travma denildiğinde akla ilk gelen suç unsuru eylemdir. Araştırmalara göre, tecavüz mağduru 14 yaş ve üstü genç kızların %60’ından fazlasının tecavüz ile yüzleşemediği belirtilmektedir. Hatta bu yüzden mağdurların tecavüz olayının hemen ardından polise başvuramadıkları bilinmektedir.

Yaşadığı durumu kabullenemeyen kişinin de polise başvuramadığı ve yine aynı araştırmaya göre ortalama başvurma süresinin birçok tecavüz mağduru için ortalama 1 yıl sürebildiği belirtilmiştir. Bazı çevreler ne yazık ki bu durumun farkında olmadığı için tecavüz mağdurlarının uzun bir süre sonra yaşadıklarını polise anlatmalarını inandırıcı bulmazlar ancak bu kesinlikle yanlış bir inanıştır.

Neden Bildirim Yapılmıyor?

Tecavüz mağdurunun acilen durumu gerekli birimlere bildirememesinin en önemli nedenlerinden biri, mağdurun yaşadığı şeyin tecavüz olup olmadığına emin olamamasıdır. En basit tanımıyla, kişinin kendi rızası olmadan cinsel ilişkiye zorlanmasına tecavüz diyoruz ancak kişilerin algı farklılıkları bu tanımı de değiştirebiliyor. Örneğin; eşi tarafından tecavüze uğrayan birçok kadın evli oldukları için bunun tecavüz olmadığını düşünebiliyor ve gerekli mercilere şikâyette bulunmayabiliyorlar. Bu sebeple tecavüz suçunu işleyen kişi de gerekli cezayı almayabiliyor.

Çoğu tecavüz hikayesi kişinin en yakınından gelir

İnsanların aklına tecavüz denildiğinde bir yabancı tarafından ıssız bir ortamda cinsel saldırıya uğramak gelse de tecavüzlerin önemli bir kısmı kişinin tanıdıkları tarafından gerçekleştiriliyor. Bu kişi, mağdurun eşi, sevgilisi olabileceği gibi bir akrabası veya arkadaşı da olabiliyor. Bu durumda mağdur, tanıdığı ve hatta sevdiği kişinin cezaevine girmesini istemediği için de suç duyurusunda bulunmuyor. İnsanlar yaşadığı deneyimi daha önceden öğrendiği kalıplara göre kategorize eder ve dolayısıyla bunu da bazı mağdurlar tecavüz olarak değerlendiremez. Kişinin bu durumu açamaması durumunda da yardım isteme süresi bir o kadar gecikmiş olur.

Kültürel Farklılıklar

Buna ek olarak, kültürel farklılıklar da tecavüzün travmatik etkisini arttırmakta ve kişinin destek alma sürecini zorlaştırmaktadır. Örneğin; kapalı ve bireysel hakların gelişmediği bazı toplumlarda cinsel travmanın gizlenmesi ve kişinin bu durumu kimseye anlatamaması da ne yazık ki acı bir gerçek olarak karşımızda durur.

Farklı Düşünce Kalıpları Yerleşebilir

Cinsel taciz ve tecavüz mağdurları kendilerini zarar gören ve öteki insanlardan daha farklı olarak görmektedirler. Birçok taciz ve tecavüz mağduru, bedenlerinin travma yaratan olay sonrası kirlenmiş ve iğrenç olduğunu düşünmektedir. Bu düşünce kalıpları kişinin kendi bedenine karşı kızgınlık yaşamasına da sebep olabilmektedir.

Bazı vakalarda ise mağdurlar, tecavüz esnasında kendi bedenin de zevk aldığını düşünerek kendi vücutlarına karşı öfkeli davranırlar. Bu öfkeyi de kendi bedenini cezalandırmak şeklinde açığa çıkarır. Kendine zarar verme, vücudunu kesme ve intihar girişimleri kendi bedenini cezalandırmaya örnek gösterilebilir.

Travmatik olaylar türleri açısından ikiye ayrılır. Kısa vadeli ve yalnızca tek bir olaya maruz kalarak ortaya çıkan travmalara Tip 1 Travma adını veriyoruz. Tecavüz, dayak atılması veya linç edilmek, bu tip için verilebilecek örneklerdir. Tip 2 travma ise süregelen, tekrarlayan ve uzun vadeli bir süreci içeren travma yaşantılarıdır. Bir çocuğun uzun yıllar babası tarafından şiddete maruz kalması Tip 2 travmalar için en uygun örnektir. Tip 2 travmatik olaylarda mağdurun işlevselliğinin daha çok bozulduğu bilinmektedir.

Aile İçi Şiddet

Özellikle çocuklarda başta olmak üzere en sık gördüğümüz travma kaynaklarındandır. Aile içi şiddete maruz kalma sonucu, mağdur, şiddet neticesinde yaşamının tehlikeye girmesi şeklinde algılayabilir ve bu maruz kalma durumu onları yaralanma, çaresiz kalma ve şiddetli korkuya sevk edebilir.

En sık gördüğümüz fiziksel istismar unsurları, mağdurun itilmesi, mağdura vurulması, tokat atılması, boğazının sıkılması, bir nesneyle mağdura vurulması, mağdura karşı kesici/delici veya patlayıcı bir silah kullanılması içerir. Aile içi şiddet, genellikle uzun yıllar sürmesi ve tekrarlaması sebebiyle Tip 2 travma sınıflandırmasına girer.

Çocuk Kendi Hatası Olduğunu Düşünür

Çocuklar aile içi şiddete değişik tarzlarda reaksiyon gösterebilirler. Örneğin; okul öncesi çocuklar, daha çok gördükleri şiddet unsurunun ne olduğunu kavrayamazlar ve kendilerinin bir hata yaptıklarını düşünürler. Bu hata sebebiyle şiddet gördüklerini düşünmektedirler. Bu yaştaki çocuklar kendilerini suçlamakta ve bunun sonucunda da hissettikleri olumsuz duygular artış göstermektedir.

Küçük Çocuklar Davranışlarıyla Belli Eder

Özellikle daha küçük çocuklar, duygularını sözleriyle yeteri kadar ifade edemedikleri için davranışlarıyla belli edebilirler. Örneğin; küçük yaştaki çocuk, kendini çevreden soyutlar ve konu hakkında konuşmaz. Birçok vakada da bunun sonucunda yeme ve uyku bozuklukları, odaklanma sorunları ve bedensel bazı yakınmalar gözlemlenebilir.

Saldırgan ve İsyankar Tepkiler

Ergenlik öncesindeki çocukta olumsuz duygularını meydana çıkarma yetisi mevcuttur. Aile içi şiddete maruz kalmış bu yaştaki mağdurlar, sosyal faaliyetlere ilgilerini kaybeder, arkadaş ilişkilerinden çekilir ve isyankâr davranışlar gösterirler. Huysuz, alıngan, okulda ve evde saldırgan, etrafa zarar veren, akranlarını şiddet uygulamakla tehdit eden ve ilgiyi üzerine çekebilmek için çevresindekilere saldırgan şekilde davranışlar sergilerler.

Ergenlikte Madde Kullanımına Sebep Olabilir

Ergenlik döneminde ise okulda başarısı düşer, okuldan ayrılır veya atılır ve uyuşturucu kullanım ihtimali artış gösterir. Aile içi şiddeti geçmişte veya bu dönemde gören ergenlerin suç işleme riskinin daha yüksek olduğu birçok araştırma ile ortaya koyulmuştur.

Travmaya Sebep Olan Diğer Durumlar

Rehin alınanlar, işkenceye maruz kalanlar, yangın veya patlamaya tanık olanlar, kaza geçirenler, ciddi veya ölümcül bir hastalık atlatanlar, operasyon geçirenler, plansız şekilde gebe kalanlar, düşük veya kürtaj yaşayan kadınlar, gaspa maruz kalanlar, herhangi bir kaza veya saldırı ile yaralanan veya sakat kalanlar, sevdiklerinden biri veya birkaçının ani vefatını yaşayanlar, ayrılık yaşayan veya boşananlar, işinden atılanlar ve uzun süre işsiz kalanlar, bir çevreden veya gruptan dışlananlar, ihmal yaşayanlar, terkedilen ve aşağılananlar travma sonrası stres bozukluğu geliştirme riski yüksek olan kişilerdir.