Takdir Edilmek Benim De Hakkım

Takdir edilme isteği… Özüne bakıldığı zaman çok kolay ancak bazen hayata geçmesi ne kadar da zor olan bir eylem. Hepimiz son nefesimize kadar zaman zaman yakınlarımızın zaman zaman da diğer insanların takdirini, sevgisini ve ilgisini kazanmak isteriz. Bu erken çocukluk döneminde başlar ve son anlarımıza kadar devam eder. Buna ihtiyacımızın olması ile ekmeğe, suya veya havaya ihtiyacımız olması arasında bir fark yoktur. Hepimiz takdir edilmeyi isteriz. Peki hepimiz takdir görüyor muyuz? Ya hepimiz takdir göremiyorsak da bunu bir sorun haline getiriyor muyuz? Çocukken takdir göremeyen bizler yetişkinlikte bu yaşantıları unutuyor muyuz?

Bazı Şeyler Vardır, Hiç Unutulmaz…

Unutmuyoruz. Çocukluk döneminde zihnimize kazınan yaşantıların hepsi ergenlik ve yetişkinlikte tekrar ancak daha olumsuz şekilde ortaya çıkıyor. Yaşantımıza dair neredeyse birçok şemayı çocukken oluştururuz. Bir nevi yaşamın bilgileri bize çocukluk döneminde kodlanır. O kodlara göre yaşantımızı şekillendirir ve dünyayı o kodlarla yorumlarız. O kodlarla severiz, o kodlara göre seviliriz. Bazen de o kodlara göre ölür bazen de o kodlara göre öldürürüz. Kısacası yıllar sonraki yaşantımızı belirleyen, mutlu ve huzurlu bir ebeveyn mi yoksa bir seri katil mi olacağımızın tohumları çocuklukta atılır. İşte bu şemalar hayatımıza dahil olurken biz bazı yaşantıları içselleştirir ve öğreniriz. Çocuklukta öğrenilen bazı inanışlardan biri de takdir edilmeme sonucu gelişen kusurluluk şemasıdır. Kendinizi kusurlu hissettiğinizde ise yaşadığınız duygu utanç olur. Kendinizden utanırsınız ve kendinizi değersizleştirirsiniz. Yalnızca bu kadar mı?

Kusurluluk Şemasına Sahipseniz Nasıl Hissedersiniz?

Kusurluluk şemasına sahip iseniz kendinizi genellikle hatalı, kusurlu, kötü, başkaları tarafından istenmeyen, değersiz, bayağı, sevilmeyen vb. sıfatlarla değerlendirebilirsiniz. Kendinize bu sıfatları uygun görürken bu değerlendirmeler neticesinde utanç duygusunu da beraberinizde taşırsınız. Kusurluluk şemasına sahip biri olduğunuzu düşünün. Başkaları tarafından sevilmediğinizi, takdir edilmediğinizi, başarılı olmak yerine hatalı ve kusurlu olduğunuzu, istenmediğinizi ve değersiz olduğunuzu düşünün. Kendinizi bu kadar suçlarken aynı anda iyi hissedebilir misiniz? Kusurluluk şemasının oluşmasına neden olan birçok etken var olabilir. Ancak genellikle bu şemaya sahip kişilerin şemayı edinirken onların yaşantılarını olumsuz yönde etkileyen faktörleri yanı başlarındadır. Yani birisi kendini değersiz, suçlu veya kusurlu hissediyorsa, sebebi çok uzaklarda aramak yersizdir çünkü genellikle kaynak hep kişinin yakındadır. Annesi, babası, kardeşi, bir akrabası ya da bir yakını çoğu zaman kişinin bu şemayı oluşturmasını kolaylaştırmıştır. Sonuç ise kişinin yardım almadan kurtulmakta zorlanacağı utanç duygusu ve değersizlik, kusurluluk vb. yorumlamalardır.

Kusurluluk Şemasına Sahipseniz Nasıl Davranırsınız?

Çevrenizdeki insanların sizi değersiz hissedeceği şekilde davranabilirsiniz. Kendinizi aşağılık hissettirecek şekilde yaşayabilirsiniz. Eşinizin size tacizde bulunmasına izin verebilirsiniz. Bu tacizler fiziksel olabileceği gibi ruhsal tacizler de olabilir. Size saldırmasına, zarar vermesine veya sizi değersizleştirmesine izin verebilirsiniz. Yakınınızdaki kişilerin size karşı soğuk davrandığını ve uzak durduklarını düşünüyorsanız, bu belki de sizin algıladığınız bir şeydir. Bazen de kusurluluk şeması olan kişiler böyle kişilerle yakınlık kurabilmektedirler. Bir nevi yaşadıkları şemaya uygun olan kişilerle ilişkide bulunabilirler. Örneğin; kusurluluk şemasına sahip biri evli veya çok partnerli ilişkileri tercih eden bireylerle birlikte olmayı tercih eder. Sonucunda da doğal olarak aldatılmayı, sevilmemeyi ve ilgi yoksunluğunu yaşayabilirler. Özetle, ilişki seçiminde de oluşturduğu şemaya uygun kişileri göz önünde bulundurmaktadır.

Benzer şekilde, sevilebilmek veya takdir görmek uğruna, kusurluluk şemasına sahip kişilerin partnerlerine aşırı bağlı olduklarını ve onları aşırı sahiplendiklerini de görmekteyiz. Bunların hepsi sevilebilmek ve terk edilmemek içindir. Amaçları terk edilmemek ve sevgi eksiklerini tamamlamaktır. Sevgiye, ilgiye, özene, takdir edilmeye açtırlar ancak genellikle seçimleri sebebiyle açlıklarını tatmin edebilecekleri kişilerle de beraber olamazlar.

Kusurluluk şemasına sahip kişiler sürekli kendileri ile başkalarını karşılaştırır ve kendilerini değersiz görürler. Bu kıyaslama doğal olarak yanlıştır ancak kişinin kendisini değersiz hissettiği kusurluluk şemasının da bir sonucudur. Yetersizlik hissi sürekli bir tatmin arama ihtiyacını da beraberinde getirir. Bunun sonucunda destek arar, takdir edilmek ister ve bunlar karşılanmadığında ise kendisini yetersiz ve değersiz hissederler. İçlerinde hep bir şey eksiktir ve o şey sebebiyle kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmektedirler.

Kusurluluk şeması geliştirenlerde iş yaşamında da başarısızlıklar oluşabilir ancak bu başarısızlıklar diğerlerinden farklıdır. Herkes zaman zaman iş konusunda zor süreçler geçirebilir ancak kusurluluk şeması olanlar aşırı umutsuz ve depresif yakınmalar sergileyebilirler. İşleri konusunda hafif bir tökezlemede dahi her şeyin sonunun geldiğini ve hiçbir şeyin düzelmeyeceğini düşünebilirler. Bu noktada ümitsizlik hâkim olur ve depresyon benzeri belirtiler ile kendini gösterebilirler.

Beni Gör, Beni Takdir Et Anne

Kusurluluk şemasını hayali bir vaka üzerinden değerlendirelim. Olcay, 45 yaşında önemli bir uluslararası şirketin üst düzey yöneticisidir. Kariyer basamaklarını olağandışı şekilde çok hızlı şekilde tırmanmıştır. Aslında birçok kişinin düşündüğü gibi şanslı doğan çocuklardan biri değildir. Ailesi orta sınıfa mensuptur ancak Olcay çok çalışkan bir öğrencidir. Herkes onun ilerde önemli bir pozisyonda olacağını daha henüz okul çağlarındayken tahmin etmektedir. Annesi hariç… Olcay’ın babası sessiz, ailesi ve aile sorunlarıyla ilgilenmeyen pasif nitelikli bir adamdır. Annesi ise Olcay’a sevgisini hiç göstermemekte katı ve aşırı kuralcı bir annedir. Bir gün dahi Olcay’ın başarılarını takdir etmemiştir. Bir kez bile olumlu davranışlarını pekiştirme yoluna gitmemiştir. Bir kez dahi oğlunun başarısına karşılık başını okşamamıştır.

Olcay Hep Başarılı Ancak Hep Görünmez Adam

Olcay’ın ilköğretimden üniversiteyi bitirene kadar dersleri hep iyidir. Okul birinciliklerini kimseye kaptırmaz, sınavlarda derece yapar ancak sonuç hiç değişmez. Sonuç annesi tarafından hep görmezden gelinir. İlkokulda takdir getirir ancak başarısı annesi tarafından küçümsenir. İlkokulda takdir getirmenin bir anlamı yoktur annesine göre. Lisede okul birincisidir ancak annesi ona da bir bahane bulur ve kesinlikle kopya çekerek bunları yaptığını iddia eder. Üniversite sınavlarında derece yapar ancak annesi tarafından başarısı yine görmezden gelinir. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birini dereceyle bitirir ancak sonuç hep görünmez adam pozisyonunda olmaktır Olcay için.

İş hayatına atılır Olcay. Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirkette işe başlar ve kısa zaman içerisinde yükselmeye başlar. Teorik bilgisinin yanı sıra iyi bir liderdir ancak önemli bir eksiği vardır Olcay’ın. Kriz anlarını yönetememektedir çünkü kendisini değersiz ve beceriksiz olarak görmektedir. Bu tip durumlarda kilitlenmekte ve en kötü senaryoyu düşünmektedir. Liderlik yönünün zedelenmemesi için bunu gizlemek zorundadır. Zaman zaman bu konuda sorunlar yaşayan ve adeta iki farklı hayatı bir arada yaşayan Olcay için işler zordur.

Olcay’ın tek bir hayali vardır ki o da bir gün annesinin tüm bu başarılarını takdir etmesidir. Annesi ise ne olursa olsun görmezden gelmeye devam etmektedir. Ve o gün gelir, annesi vefat eder. Olcay için asıl zorlu günlerin başlangıcıdır bu vefat. Artık annesinin mezarına gidip onu yeterli görmesi, takdir etmesi ve onaylaması için yalvarmaktadır. Artık kendisini birilerine ispat etmesine gerek yoktur, çünkü takdir görmek istediği kişi de artık yoktur. Olcay’ın yapması gereken artık bu duygu ve düşüncelerle başa çıkabilmek ve gerekli değişim için psikoterapiye başvurmaktır.

Çocuklar genellikle her zaman ebeveynleri tarafından takdir edilmek ister. Bu durum bazen psikolojik rahatsızlık boyutlarına çıksa da genellikle durum bundan ibarettir. Ancak çocukların aslında sandığımızdan daha hassas olduğu da bir gerçektir. Çoğu şeyi kendilerine kolaylıkla dert edinebilirler. Özellikle şu dönemlerde, pandeminin artık bambaşka bir boyuta girdiği dönemlerde çocuğunuza korona virüs hakkında bilgi verirken zorluk çekebilirsiniz. Üzülmeyin onun için de bir yazı hazırladık. Hemen o yazıya gitmek için linke tıklayın : mentaliumist.com/cocuk-ve-koronavirus

Kural ve sınır koyan ailelerin bazı çevrelerce çocuklarına daha az ilgi ve sevgi gösteren ebeveynlerden oluştuğu düşünülse de kural koyan aile çocuğunun yaşamını belli bir düzene sokan ve kendisini güvende hissettiren ebeveynlerden oluşmaktadır. Kısıtlama ve baskı ile kuralı birbirinden iyice ayırmak gerekir. Ancak nasıl kural konulacağını bilmeyenler için çocuklara nasıl kural konulması gerektiği ile ilgili yazımızı https://mentaliumist.com/cocuga-nasil-kural-koymali/ linke tıklayarak okuyabilirsiniz.

Aşırı kontrolcü ya da hatası az bir ebeveyn olmak isteyen babalar içinde rehber niteliğinde olan ideal baba üzerine olan yazımızı okumak için linke tıklamanız yeterli: https://mentaliumist.com/iyi-aile-babasi-nasil-olmali/

Diğer tüm psikolojik sorunlarınız ya da merak ettikleriniz için sizi mentaliumist.com/blog adresindeki yazılarımızı okumaya davet ediyoruz.

Yahut aklınıza bir şey takılırsa veya bizden profesyonel destek almak istiyorsanız da mentaliumist.com/iletisim adresinden randevu alabilir ve süreci başlatabilirsiniz. Sağlıklı günler diliyoruz.