Bağımlılık, zarar veren sonuçları olmasına rağmen, kişinin zorunlu halde bağımlı olduğu şeyi araması ve kullanması ile kendini gösteren sürekli ve tekrarlayan bir beyin hastalığıdır.

Kime bağımlı denir?

Psikiyatrik bozuklukları sınıflandıran DSM V kitabına göre bir kişiye bağımlı diyebilmek için bazı kriterler sıralanmıştır.

1) İstendiğinden daha büyük ölçüde veya uzun süreli kullanım

2) Maddeyi bırakmak veya kontrol altında tutmak için istek veya sonuç vermeyen çabalar

3) Maddeyi elde etmek, kullanmak veya etkilerinden kurtulmak için gerekli etkinliklere çok zaman ayırma

4) Madde kullanımı için çok büyük bir istek duyma veya kendini zorlanmış hissetme

5) Tekrar eden kullanım sonucu işte, okulda ve evde sorumluluklarını yerine getirememe

6) Olumsuz etkilerine rağmen kullanıma devam etme

7) Kullanımdan dolayı günlük etkinliklerin bırakılması veya azalması

8) Tehlikeli olabilecek durumlarda dahi kullanmaya devam etmek

9) Olumsuz bedensel veya ruhsal etkilerinin bilinmesine rağmen kullanmayı sürdürme

10) Maddeye karşı tolerans gelişmiş olması: İstenen etkinin ortaya çıkması için artan madde ihtiyacı, aynı miktarda alınan maddenin sürekli kullanımı sonucu etkisinin azalması

11) Yoksunluk belirtileri. Örneğin; bulantı, kusma, uykusuzluk, sinirlilik, huzursuzluk, saldırganlık, terleme, titreme vb. Unutmayın, her madde yoksunluk belirtisi gösterir diyemeyiz.

Yukarıda ki 11 belirtiden 1 yıl içinde en az ikisi gözlemlenmeli ve işlevsellikte düşüş olmalıdır. Ayrıca yukarıdakilerden 2 veya 3 tanesi varsa hafif, 4 veya 5’i varsa orta, 6 veya daha fazlası varsa şiddetli bağımlılıktan söz edilir.

Bağımlılık nasıl gelişir?

Bağımlılık genelde yavaş yavaş gelişen bir hastalıktır. Bağımlılar, bağımlı olduklarını idrak ettikleri zaman bağımlılık gelişmiş ve bağımlı haline gelmişlerdir. Hazırlık evresi dediğimiz evrede, kişinin herhangi bir maddeyi kullanabilirim düşüncesi içinden geçmektedir. Henüz kullanmamıştır ancak kullanmaya meyillidir. Ardından merak duygusu ağır basar ve kişi bir kere deneyeyim, zaten bir kereden bir şey olmaz ki diye düşünür. Kişinin içinde korku vardır ama merak da vardır. Bir bakar ki maddeyi denemiş ancak ölmemiştir. Ölmediğini gördüğünde tekrar dener. Bir kez daha, bir kez daha. Daha sonra Bir daha asla der kendi kendine. Ancak her seferinde bu sözü söylemesine rağmen yine kendini o maddeyi kullanırken bulur.

Kişide artık merak kalmamıştır ve yan etkileri yaşamamak için almaya başlar artık o maddeyi. Yeni bir düşünce edinir kendine. Ben bağımlı olmam ve istersem bırakırım, bu benim elimde. Tabi bu sıralarda defalarca bırakma denemeleri olur ancak genelde başarısızlıkla sonuçlanır. Bu sefer bırakamayacağını düşünür ve bu mereti bırakamam ben düşüncesi ağır basar. Yaşadığı sıkıntılardan sonra artık bırakmak zorunda kaldığını anlamaya başlar. Bırakmak istediğini düşünür ancak bir yandan da bırakmaya da hazır değildir. Bu dönemlerde sık sık bırakmayı erteleme girişimleri olur. Pazartesi kesin bırakıyorum vb gibi ifadeler kullanır.

Bir süre sonra gerçekten bırakmaya karar verir ve maddeyi bırakır. Bir süre madde kullanmaz. Ancak kendine güven geliştirmeye başlar ve artık o sıkıntıları unutmaya başlamıştır. Madde kullandığı zamanlara ait kötü anıları unutmuş ve güzel anıları hatırlamaya başlamıştır. Bir kereden bir şey olmaz denilen ve madde kullanımına sebep olan o düşünce tekrar ortaya çıkar. Tekrar kullanır ve önceleri bir pişmanlık hisseder. Bir daha asla kullanmam der ancak kullandıkça Ben bağımlı olmam demeye tekrar başlar. Yine eski kullanıma döner. İşte buna BAĞIMLILIK DÖNGÜSÜ denir.

Bağımlılığın Tedavisi Var Mıdır?

EVET, vardır. Bu hangi maddeyi kullandığıyla pek ilgili değildir. Hangi maddeyi kullanırsa kullansın madde bağımlılığının tedavisi vardır. Üstelik bağımlı kişi, tedavi olarak sadece maddeyi bırakmaz, aynı zamanda sosyal yaşamına geri döner ve sağlıklı bir şekilde yaşamını da sürdürebilir. Araştırmalar tedavide başarı oranının %40 olarak gösterir ancak tedaviye motivasyonu, isteği, inancı ve uyumu tedavide başarı şansını yükseltir. Öncelikle şunu söylemeliyiz, bağımlılık tedavisi uzun sürelidir. Kişinin tedaviye devam ettiği süre arttıkça, tedavinin başarılı olma şansı da artar. Tedavinin ne kadar süreceği ise kişiden kişiye göre değişmektedir. Ancak ortalama bir süreden bahsediyorsak, 6 ay süre ile tedaviye devam etmesine kısmen iyileşme denir. Tedavi ise 1 yıl sürmeli ve ardından gerekli aralıklarla kişi ile görüşmeler yapılmalıdır. Burada asıl önemli nokta ise bağımlılığın tedavisinin ömür boyu sürmesi gerektiği ve 1 yıllık süre zarfında terapi ile öğrenilen becerilerin yaşam boyunca uygulanarak maddeden uzak kalınmasıdır.

Bağımlılık Tedavisinde Hangi Tedavi Yöntemleri Kullanılır?

Öncelikle madde kullanan kişinin vücudunun maddeden arındırılması gerekir ki bu işleme detoksifikasyon denmektedir. Örneğin, eroin gibi bazı maddeler kesildiğinde ciddi yoksunluk belirtileri ortaya çıktığı için tıbbi tedaviye başvurulması gereklidir. Tabi sadece tıbbi tedavi yeterli olmamaktadır. Bireysel ve grup terapiler ile kişinin neden madde kullandığının farkına varması, kullandığı maddeyi alacağı psikoeğitim ile tanıması, tekrar başlamaması için neler yapması gerektiğini öğrenmesi ve yaşam şartlarını (yeme ve uyku düzeni vb.) düzenlemeyi bilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca madde kullanımıyla eş zamanlı olarak seyreden bazı ruhsal bozukluklar var ise bunların da tedavisi gerekmektedir. Tedavide psikiyatrist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının ve tabii ki bağımlının uzmanlarla işbirliği tedavi sürecini olumlu yönde etkilemektedir.

Madde Bağımlılığının Belirtileri Nelerdir?

Genelde ailelerin kafalarındaki en büyük soru işaretlerinden biridir. Eşim, oğlum, kızım madde kullanıyor mu diye endişe ederler. Peki kişinin madde kullanımı nasıl anlaşılır?

1) Dikkatini toplamakta güçlük çeker.

2) Okuldaki veya oturduğu semtteki arkadaş grubu değişir.

3) Uykulu, yorgun veya halsiz bir görüntü çizebilir.

4) Kendisine olan bakımı (özbakımı) azalır.

5) Kişilerle kurduğu iletişimde farklılıklar gelişebilir.

6) Madde kullanım öncesine göre içe kapalı veya daha agresif bir hali olabilir.

7) Öğrenci ise derslere devamı azalır veya notları ciddi şekilde düşer.

8) Eski arkadaş grubundan uzaklaşır

9) Okuldan kaçabilir veya şiddet uygulayabilir

BAĞIMLI YAKINIMI TEDAVİYE İKNA EDEMİYORUM, NE YAPMALIYIM?

Alkol ve madde bağımlılığı oluştuktan sonra bireyin fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz etkilemekle birlikte sosyal hayatına ve aile ilişkilerine yansımaktadır. Bu durum aile ilişkilerinde bozulma, kaygı ve korku duygularına sebep olmaktadır. İşte bu duruma eş bağımlılık denmektedir. Eş bağımlı, anne-baba, eş veya çocuklardan biri olabilir. Bağımlıların eşleri ve anne-babalarının ciddi bir kesiminde uyum sorunları veya depresyon saptanmıştır. Bu sorunlar sebebiyle bağımlı ve ailesi arasında zaten azalan iletişim ve güven duygusu kaybolabilir.

Bu durumda ilk kendinizden başlayınız : duygularınızı, öfkeyi, sabırsızlığı en azından bir süreliğine kenara bırakın, sabırlı olun ve ona yardımcı olabilecek bir dost gibi davranın. Kolay bir iş değil, ama kendinizi kontrol etmedikçe amacınıza ulaşamazsınız.

Ailelerin yapması gereken; İş, okul, arkadaş, çevre ya da aile içinde yaşadığı olumsuzluklar ve sorunları kendisine örnekler verilerek anlatılmalı. İnkâr edemeyeceği somut problemleri kişinin yaşamından örnekler vererek onunla konuşmalı. Anlatılan bu sorunların çözümü için kendisinden de katkı istenmeli. Uzmana ”fikir ve danışmak amacıyla” gidilmesi gerektiği anlatılmalı. ”Sen bağımlısın” diyerek bağımlı tanısı konulmamalı. Çünkü bağımlılık tıbbi bir tanımdır. Bunun bir uzmanın yapması gerekir. Böylece tedavi sürecinde kişinin katkısı amaçlanmalıdır. Sigaraya çocuk yaşta başlayanlar da bağımlılık potansiyeli yüksektir.

Burada yapılması gereken şey sakin olmak, düşünmek ve ne yapılacağına karar vermek gerekir. Genç maddenin etkisi altındayken tartışmadan sakınmak gerekir. Çünkü maddenin etkisi altındayken iletişim sorunu ortaya çıkar. Sağlıklı bir sonuç almak mümkün değildir. Madde kullanımı ne kadar erken tespit edilir, bu sorunla ne kadar erken yüz yüze gelinirse, kişiye o kadar çok yardım edilir. Sorunu birebir konuşmaktan çekinilmemeli. Konuşmaktan çekinmek, sorunu çözmeyi değil ertelemeyi ötelemeyi getirir. Madde kullananı anlamak zor ama dinlenilmeli. Anne ve baba destek ve yardım etmek istediklerini belirtmeli, baskı uygulamamalı. Karşılıklı konuşmak ve birbirini dinlemek çok önemli. Ebeveynler ne olursa olsun her zaman onun yanında olacaklarını belirtmeliler. Maddenin kendisinden götürecekleri iyice anlatılmalıdır. Soruna mutlaka birlikte bir çözüm bulunacağı belirtilmelidir.

Bağımlının hastaneye yatırılmadan ayaktan tedavisinin yapılması, sorunu çözme becerisinin sağlanması, kişinin tedaviyi ailesiyle, tedavi sürecinde ailenin desteğiyle daha olumlu sonuçlar verecektir. Ayakta tedavilerin hem daha ekonomik, hem de kalabalık hastane ortamında tedavi amacıyla gelen kişilerle, farklı amaçlı şahıslarla tanışmaları ve organize bir hal alma riski de engellenmiş olur.

EĞER BAĞIMLI YAKININIZI TEDAVİYE İKNA EDEMİYORSANIZ, UMUTSUZLUĞA KAPILMAYIN. SİZİNLE GÖRÜŞMEYE BAŞLAYALIM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.