Artan nüfus ve nüfusun büyük kısmının yükseköğrenim görmesi sebebiyle artık üniversite eğitimi on yıllar öncesine göre daha önemli bir hal aldı. Üniversiteye giriş sınavları da giren adayların sayısı arttıkça daha da zorlaştı. Adeta bir maraton haline gelen üniversite sınavları sebebiyle öğrenciler de kendilerini bir yarış atı gibi hissetmeye başladı. Peki siz çocuğunuzu neredeyse ilkokuldan itibaren lise eğitiminin sonuna kadar yarış atı gibi mi yetiştirdiniz?

Çocuğum En İyi Okullara Gitmeli

Her ebeveyn çocuğunun iyi bir eğitim almasını ister ve bu çok doğal bir istektir. Sanayileşme ile birlikte üretim ekonomisinin artışı beraberinde yüksek eğitim gereksinimini de doğurdu. Bu nedenle toplumda yüksek öğrenime verilen değer de artış gösterdi. Aileler çocuklarını tüm sınavlara en iyi şekilde hazırlanmaları yönünde isteğe sahip oldular. Zamanla yüksek öğrenime verilen değer arttıkça çocukların da hazırlanma süreleri artış gösterdi. Rekabetin artışı ile beraber çocukların artık lise eğitimi kadar ilkokuldan itibaren alacağı eğitim önem kazanır oldu. Aileler açısından ilkokulda alınan temelin ne kadar sağlam olursa ortaöğretim eğitiminin de sağlamlaşacağı inancı yerleşti. Bu inanç da beraberinde ailelerin en iyi okulları hedeflerine koymalarına neden oldu. Bu nedenle alınan özel dersler, dil eğitimleri ve takviyeler çocuğu adeta bir yarış atına çevirdi. Peki bu sırada kaç çocuğa fikri soruldu? Çocuğun fikrini, hedeflerini ve hayallerini soran ailelerin sayısı azaldı. Bunun neticesinde çocuk çoğunlukla aileleri tarafından koyulan hedeflere ulaşmaya çalışan bir nesne haline geldi. Bu şekilde davranmayan aileler ise ruhsal açıdan daha sağlıklı çocuk ve gençler yetiştirdiler.

Çocuğun Hayalleri Çok Önemli

Sağlıklı ve gerçekli hedeflere ulaşabilmek için hayallere ihtiyacımız vardır. Hayallerimizin olmadığı yerde hedeflerimiz de olamaz. İş hayatında başarılı olan kişileri analiz ettiğimizde hemen hepsinin hayallerinin izinden gittiklerini görmekteyiz. Hatta hayalleri sebebiyle birçok zorluğun üstesinden de geldiklerini görmekteyiz. Hayalleri olmayanların hedefleri de olmayacağından bahsetmiştik. Peki hedefler için başlangıç olan hayaller kime ait? Ne yazık ki çoğu ailenin çocukları adına hayal kurduklarını görmekteyiz. Çocuğun hayalleri olmadığında onun için gösterilen yolda koyduğu hedefleri gerçekleştirmeye uğraşması ne kadar gerçekçi? Bunu bir örnek ile ele alalım. Okan 18 yaşında üniversite sınavlarına hazırlanan bir gençtir. Babası bir makine mühendisidir ve kendi işini yapmaktadır. Kurduğu ve büyüttüğü fabrikanın başına oğlunu geçirmek istemektedir. Hayali kendisi dil bilmediği için zamanında açılamadığı yurtdışı pazarına oğlunun sayesinde şirketinin açılmasıdır. Bu nedenle Okan’ı yurtdışına göndermiş ve yaz aylarını dil okulunda geçirmesini istemiştir. Okan iki yabancı dil bilen ve derslerinde başarılı bir gençtir. Yalnız babası ile anlaşamadıkları bir nokta vardır.

Büyük Anlaşmazlık: Ebeveyn ile Genç Karşı Karşıya

Okan babasının istediği alanı seçmek istememektedir çünkü o mühendis değil müzisyen olmak istemektedir. Bu nedenle de konservatuara gitmek istemektedir. Ancak babasına bu durumu açtığında babası bunu kesin bir dille reddetmiştir. Okan ile babası arasındaki iletişim kanalları gitgide kapanmaktadır. Okan babasından gizli gizli arkadaşlarıyla beraber kurduğu ve solistliğini yapmış olduğu grupla beraber bazı mekanlarda sahneye çıkmaktadır. Okan’ın bu merakının bir kariyer hedefi olmasını bir türlü kabullenemeyen babası ise Okan için mühendislik bölümlerinin hangi üniversitede daha iyi olduğunu araştırmaktadır. Yani aynı gemide yola çıkmalarına rağmen ayrı yönlerde yol almaktadırlar. Babası Okan’ı yönlendirmeye çalışmakta, buna karşılık Okan ise kendi hayallerini gerçekleştirmek istemektedir. Peki kimin hayali gerçek olacaktır?

Çoğu Zaman Aile Baskın Çıkar

Okan’ın yaşadıklarına benzer hikayeleri çok duymuşuzdur çevremizde. Çoğu benzer hikayede de galip çıkan aile olmaktadır. Aile gerek maddi gücünün ağır basması gerekse de gencin yeterli derecede hayallerine ulaşma hırsının olmaması nedeniyle baskın çıkmakta ve kendi isteklerini dayatabilmektedir. Örneğin; Okan babasının isteğini yerine getirmek için mühendislik okumaya razı olmaktadır. İstemediği bir bölümde hiç istemediği halde mühendislik fakültesine kayıt yaptırır. Aklı ise konservatuvarda kalmıştır. Eğitim almaktadır ancak yaşadığı hayat ile hayalleri ters düşmektedir. Bunun neticesinde ruhsal olarak öz tatmine ulaşamaması ortaya çıkmaktadır. Okan mühendislik fakültesinden mezun olur ve babasının yanında işe girer. Ancak hiçbir hedefi yoktur, en azından mühendis olarak. Sonuçta sevmediği bir işi yapmaya başlar. Sonuç ne kadar başarılı olacaktır ki?

İşimizi Ne Kadar Seviyoruz?

Yapılan bir araştırmaya göre toplumun yüzde 85’i yaptığı işi sevmemektedir. Bu bize şu gerçeği gösteriyor. Gittiğimiz her doktorun kabaca yüzde 85’i bizi istemeden muayene edebilir. Satın aldığımız aracı dizayn eden her 100 mühendisten 85’i işini sevmeden yapıyor. Öte yandan, çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin kabaca yüzde 85’i sevmediği bir işi yapmaya devam etmekte. Aslında hayallerinin peşinden koşabilen yalnızca yüzde 15’lik bir kesimden bahsediyoruz. Peki rakamlar bize bu kadar korkutucu geliyorsa bu kişilerin yaptıkları işte ne kadar başarılı olup olamayacakları hakkında bilgi sahibi olabilir miyiz? Her ne kadar profesyonel meslek etiğine birçok çalışan riayet etse de aslında hayalleri ile gerçeklerin çakışmadığını görebilmekteyiz. Sevmeden yaptığımız ve ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için sürdürdüğümüz mesleklerimizde ne kadar başarılı olabiliriz? Kişi sevmediği işte başarılı olamaz çünkü aklı hep sevdiği alanda kalacaktır.

Ailenin Önemsediği ise Sosyal Statü

Birçok aile için bazı meslekler hala sosyal statü simgesi olmaya devam etmekte. Örneğin; toplumda saygı uyandırması ve maddi getirisinin nispeten daha yüksek oluşu sebebiyle tıp doktorluğu hala en gözde meslek sayılabilir. Peki üniversite sınavlarında yapılan dereceler veya yüksek sıralamalar doktor olmak için yeterli midir? Sosyal statü sahibi olmak için istenilen meslekten daha çok getirisi yüksek olan mesleği seçmek kişide başarıyı getirmez. Kişi ancak hayali olan ve bunun için yüksek düzeyde çaba sarf ettiği mesleği gerçekleştirebilirse başarılı olacaktır. Örneğin; Okan belki de ailesi izin verse ve hayallerinin peşinden koşsaydı çok başarılı bir solist olacak ve önemli eserlere imza atabilecekti. Ancak babasının ısrarı sonucu mühendislik okumayı tercih etti. Belki de Okan üniversiteyi bitirdikten sonra bir daha mühendislik ile ilgisini tamamen kesmeyi seçecek. Peki o zaman solistlikte ilerleme hedefi olan Okan için yaşam daha güzel ve konforlu olacak mı?

Çocuğunuzu Destekleyin, Ona Yarış Kazandırmaya Çalışmayın

Çocuğunuzun bir yarış atı olmadığını yazımızın başında belirtmiştik. Çocuğunuz yarış atı değilse onu sınavdan sınava, kendi belirlediğiniz kulvarlarda koşturmaktansa onu dinleyin. Onun hayallerini öğrenin. Hangi alanda uzmanlaşmak istiyor? Ne olmak istiyor? Kariyer hedefleri neler ve bu hedefleri gerçekleştirmek için bir planı var mı? İşte bu soruların cevaplarını doğru şekilde bulabilmek sağlıklı bir sürecin işlemesi açısından oldukça önemlidir. Çocuğunuzu bir yarış atı olarak görüp ona yarışı kazandırmak için kamçı vuracağınıza onun kariyer planını mutlaka öğrenmelisiniz. Çocuğunuz hangi yönde kariyer yapma hedefini taşıyorsa siz de önce bu durumu öğrenerek sonra da destekleyerek yardımcı olmanız oldukça önemlidir. Siz onu destekledikçe onun özgüveni artacak ve zor süreçlerin altından dahi kalkmakta zorlanmayacaktır. Ancak aile olarak onun arkasında durmaz iseniz, o da kendisini yalnız hissedecektir. Yalnız hissetmek ise onun sağlıklı kararlar almasını engelleyecektir.

Kardeşlik ilişkileri, çok çocuklu ailelerin en çok ilgisini çeken konuların başında gelmektedir. Kardeşin doğumu, daha büyük olan çocukta değişik duyguların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Öncelikle, büyük çocuğun yeni doğan kardeşini koruma ve ona karşı ilgi gösterme davranışları gelişir. Öte yandan, bir yandan da yeni doğan kardeşiyle beraber bir sıkıntı da beraberinde gelir. Eğer böyle bir probleminiz olduğunu düşünüyorsanız  mentaliumist.com/cocuklarda-kardeslik-iliskileri/  yazımızı okumanızı tavsiye ediyoruz.

Biliyoruz ki hayat çok yoğun ve zor, her birimiz bir koşturmaca içersindeyiz. Zamanımız sınırlı olsa da, sadece çocuğa ayırdığımız bir zaman yaratmak, onun değerli hissetmesini sağlayacak ve ona verdiğimiz önemi hissettirecektir. Parka gitmek, beraber yemeğe gitmek, bazen onun kurallarıyla onun yönettiği bir oyunu oynamak gibi küçük şeyler bile çocuğun özgüveni açısından oldukça faydalı olacaktır.

Diğer tüm psikolojik sorunlarınız ya da merak ettikleriniz için sizi mentaliumist.com/blog adresindeki yazılarımızı okumaya davet ediyoruz.

Bu durumlar için kendinizi yönetemiyorsanız ve durum gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alıyorsa yapmanız gereken tek şey mentaliumist.com/iletisim kısmından bize ulaşmak ve tedavinize başlamamız. Merak etmeyin hiç olmadığınız kadar rahat hissedeceksiniz.